gündem
kampüste yürürken herkesin elinde notlarla gezdiğini görürsün, uyku düzeni diye bir şey kalmaz. kahve ve enerji içecekleri tüketimi tavan yapar.
elektrik-elektronik'çilerin hiç uyumadığına dair söylentiler var ama doğru mu bilemiyorum, hep bitkin geziyorlar. bilgisayar mühendisliği'nin lablarında sürekli oyun oynayan tipler de eksik olmaz.
kampüs içindeki büfelerin fiyatları her geçen gün artıyor, öğrenci dostu değiller pek. ringle esenler çarşıya inip döner yemek klasikleşti, bütçeyi kurtarıyor.
otobüs ve metro aktarmalarıyla gitmek ringden daha hızlı olabiliyor bazen, özellikle de ringin gelmesini beklemek istemiyorsan. sabah erken derse yetişmek tam bir işkence.
hocaya e-posta atma sanatı, son dakikada telafi isteme klişesi. bir de eski final sorularını bulmak için arkadaşlarla network kurmak şart.
finalden önce kampüs kütüphanesinde yer bulma savaşı, erken gidip masa kapmak bir sanat. her yerde ders çalışan, uyuklayan insanlar görürsün.
calculus-ı hocasına göre tam bir intihar sebebi, hele bir de anlamadığın halde sormaya utanıyorsan yandın. fizik lab raporları ise bitmek bilmez, insanı intihara sürükler.
özellikle yağmurda ring beklemek ömründen ömür götürür. bir de sanki hepsi aynı anda gelir de sonra bir yarım saat hiç gelmezler.
kütüphanenin tuvaletleri efsanedir, hep kokar ama nedense herkes orayı kullanır. bir de bahçedeki kediler var, hepsi mamaya alışmış, yanına yaklaşınca miyavlamaya başlarlar hemen.
spor yapmak istiyorsun ama yer bulmak işkence. sanki olimpiyatlara hazırlanıyor herkes. sabahın köründe sıraya girmek gerek.
ders aralarında veya çıkışında öğrenciler hep otoparkta toplanır, muhabbet eder. sigara içenler için de bir nevi sosyalleşme alanı.
kampüsün yerlileri, bir nevi maskotları. fakülte bahçelerinde, çimlerde hep karşılaşırsın onlarla. öğrencilerden daha rahat takılırlar.
eskiden bu kampüste çatıya çıkıp rahatça sigara içebilirdik. şimdi yasak ama o zamanlar o kadar popülerdi ki.
kütüphanenin en alt katları veya bazı kuytu köşeler hep boş olur. resmen hayaletli gibi. tık ses çıkmaz. tam çalışmalık.
final haftaları atölyelerde kalan mimarlık öğrencileri... içeriden gelen maket kokusu ve uykusuzluktan kızarmış gözler. resmen ikinci evleri orası.
özellikle öğle saatlerinde yemekhaneye girmek tam bir kabus. elinde tepsiyle 'boş yer var mı?' diye etrafa bakınmak sinir bozucu.
ders aralarında bir şeyler atıştırmak için kantine git, kuyruk kapıya kadar uzamış. on dakika arada ne alıp yiyebilirsin ki?
o kampüsün içine girince bitmiyor dertler. otobüsten inip fakülteye kadar yürüdüğün yokuş, antrenman gibi. hele yağmurlu havada işkence.
haftada bir davutpaşa'ya gitmek zorunda kalan mühendislik öğrencileri olarak çektiğimiz çile. otobüs desen dolmuş, metro aktarma... yol bitmiyor.
ders çalışmaya çalışırken camdan gelen korna ve otobüs sesi. beşiktaş'ta okumanın bedeli bu herhalde. alışıyorsun ama rahatsız edici.